Suudi Arabistan’ın, İran ile olası bir geniş çaplı çatışma durumunda Pakistan ile yaptığı savunma anlaşmasını devreye almayı değerlendirdiği öne sürüldü.

Uluslararası kaynaklara göre Riyad yönetimi, böyle bir senaryoda Pakistan’ın askeri desteğini alabilecek bir çerçeveye sahip. Söz konusu anlaşmanın, “bir ülkeye yapılan saldırının diğerine yapılmış sayılması” ilkesine dayandığı ve bu yönüyle kolektif savunma modeli içerdiği ifade ediliyor.

Uzmanlar, Suudi Arabistan’ın bu süreçte kendisini daha güvende hissetmesini sağlayan en önemli unsurlardan birinin “nükleer şemsiye” olarak tanımlanan güvenlik garantisi olduğunu belirtiyor. Bu durum, olası bir çatışmada dengeleri ciddi şekilde etkileyebilecek faktörler arasında gösteriliyor.

Bölgede gerilimi artıran unsurlar arasında İran’ın geçmişte Suudi Arabistan’a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları da yer alıyor. Ayrıca Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol mücadelesi, küresel enerji akışını doğrudan etkileyen kritik başlıklardan biri olmaya devam ediyor.

Öte yandan Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin, ABD’nin olası bir İran müdahalesine mesafeli yaklaşması gerektiği yönünde çağrılar yaptığı da dikkat çekiyor. Riyad’ın doğrudan savaşa katılıp katılmayacağı ise belirsizliğini koruyor.

Pakistan ise hem Suudi Arabistan ile olan savunma iş birliği hem de İran ile yürüttüğü diplomatik temaslar nedeniyle kritik bir pozisyonda bulunuyor. İslamabad yönetiminin, bölgedeki gerilimi dengelemek adına arabuluculuk rolünü sürdürdüğü belirtiliyor.

Uzmanlara göre, enerji hatları, savunma anlaşmaları ve bölgesel ittifakların iç içe geçtiği bu süreç, Orta Doğu’da dengelerin yeniden şekillenebileceğine işaret ediyor.